Yazarlar

Vücudun Asit – Baz Dengeleri ve Hastalıklar - 3

Hasan Yılmaz

Vücudun Asit – Baz Dengeleri ve Hastalıklar - 3

    Devam etmekte olan bu yazı serimizde akut – kronik – dejeneratif hastalıkları anlamaya çalışıyoruz.

    Vücudun Asit – Baz Dengeleri ve Hastalıklar yazı serimiz 2 de vücudun, gıdanın kalitesine ve türüne bağlı olarak, sürekli asite maruz kaldığını görmüştük.

    Ayrıca vücudumuzun sayısı 100 trilyonu bulan her hücresinde enerji üretimi işlemi sonucu olarak oldukça agresif olan karbonik asitin de üretildiğini biliyoruz.

    Bu asitlerin vücuda mümkün olduğunca zarar vermemesi için baz minerallerle nötrleştirildikten sonra vücuttan atılması gerekiyor. Bunun için de vücudun baz rezervlerinin sürekli olarak ihtiyacı karşılayacak seviyede olması gerekmektedir.

    Mühim bir husus:

    Asit-baz dengesi diğer vücut fonksiyonlarının tamamı için bir ön şarttır. Asit – baz dengesi tüm organizmadaki bütün yaşam süreçlerinin temeli, sağlık için ön şart ve hastalık durumunda çabucak iyileşebilmek için gerekli güçtür. Diğer bir tarifle sağlıklı olmanın, dinç ve güçlü olmanın, uzun bir hayatın temel şartı, vücudun asit – baz dengelerinin bozulmamasıdır.

    Bir de beslenmeyi tarif etmeye çalışalım:

    Beslenme ↔ Yiyecek × Sindirim Gücü

    Bu basit formülden şunu anlıyoruz. Beslenme eşittir alınan yiyecek (gıda) değildir. Beslenme eşittir alınan gıda ve gıdanın alımı esnasında sindirim sisteminin gıdayı işleyebilme gücüdür. Yani aldığınız gıdayı sindirim sisteminiz işleyip vücuda kazandıramıyorsa beslenmeniz eksik kalacaktır.

    Sindirim periferik sinir sistemi tarafından yönetilen (kontrol edilen) bir mekanizmadır. Periferik sinir sistemi sürekli tüm olumsuzlukların, öfke, stres, ajitasyon ve genel rahatsızlıkların saldırısı altındadır. Bu durum sindirim sistemine de olumsuz yansımaktadır. Dolayısıyla bütün organizmaya zarar veren olumsuzluklardan uzak durmayı da öğrenmek gerekiyor.

    Sodyum Bikarbonat - Tuz Asidi (hidroklorik asit) ve Mide Yanması:

    Sindirim sistemimizde vazgeçilmez iki temel sıvı mide dokusu tarafından aynı anda üretilmektedir. Bu iki sıvıyı birbirinden ayıran temel özellik birinin asit değerlikli diğerinin ise baz değerlikli olmasıdır.

    Sodyum Bikarbonat (Pankreas sıvısı) 7.5 – 8.8 pH değerle güçlü bazdır.

    Tuz asidi (mide asidi) 1 -2 pH değerle güçlü bir asittir.

    Mide duvarının orta katmanlarında aynı anda üretilen bu iki sıvı gıdanın sindirilmesinde önemli vazifeler üstlenmektedir. Tuz asidi üretilir üretilmez mideye aktarılır ve mideye giriş yapmakta olan gıdaların parçalanmasında vazife görür. Midede parçalanmış gıdadan oluşan balçık 2 - 4 pH değerlerle asit yapıdadır.

    Aynı anda üretilen Sodyum Bikarbonat direkt kan dolaşım sistemine geçer. Son derece alkalin olan bu sodyum bikarbonatı seven organlar karaciğer, dalak, pankreas, incebağırsak salgı bezleri olmazsa kanda ağır alkaloza sebebiyet verecektir. Alkaloz demek te, giderilemediği takdirde vücudun iflası (ölüm) ile sonuçlanması demektir.

    Bu baz seven organlar gıdanın sindirimi için fazla bazlara ihtiyaç duyduklarında mide sodyum bikarbonat üretecektir. Bildiğiniz gibi aynı anda tuz asidi (mide suyu) da üretilecektir. Fazla mide asidi ne yazık ki mide ekşimesine (mide yanması) sebep olacaktır.

    Günümüz insanı bu durumda hemen doktora koşacak ve doktor da ona asit üretimini bloke edici kimyevi ilaçlar verecektir.  Bu ilaçlar ekşimeyi geçirecek ama Intrinsic Factor (taşıyıcı protein, gıdada ki B12 nin bağlanıp, ince bağırsakta emilimini sağlar) üretimini de bloke edecektir. Bu da vitamin B12 eksikliğine sebep olacaktır. Bu ise kansızlık ve birçok başka sıkıntıya götürecektir.

    Soru: Sizce doktor asit bloke ilacı yazarken müşterisini daha büyük sıkıntılara sürüklediğini ve bu müşterinin bu durumda kendisi için daha verimli hale geleceğini biliyor muydu?

    Devam edecek…

    Yorum yazın

    İsim (Gerekli)
    Yorumunuz (Gerekli)

    Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.

     

    Yazarın diğer yazıları